Gitmek

Yazan 
The Lonely Walk The Lonely Walk © Vinoth Chandar [ CC lisansı ]

 

"en iyiler çoğunlukla kendi eliyle ölürler
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
asla tam olarak anlayamazlar
neden herhangi birinin
onlardan
uzaklaşmak
isteyebileceğini" *

 

İçinden şehirler geçiyorsa, gözün kapının kilidinde, kaçıp gitmenin hayalini kurarsın durmadan.

Devinen aidiyetin çatışkısı yorgun, bir yön seç diye can atar ininde.

Tüm iyelik eklerinden azade, ipine asılır da iyice, kopsun diye yüreğinin uçurtması, gitmelerin vahşi çağrısına ses vermenin dayanılmaz arzusuyla kıvranır göğe bakıp.

Sen ki; onlarca yıl zihninin kara kuytusunda, kaybolmuş insan hikâyeleri biriktirmişsin, gidenlerin ardından yakılan ağıtlar...

Diktiğin çiçekler, süslediğin odalar, biriktirdiğin kitaplar, seni bir yere bağlasın diye kurduğun tüm ilişkiler, her şey önemini yitirir… O an; “ölsem” dersin kendi kendine. “Şimdi şuracıkta ölsem! Ne önemi kalır ki bunca şeye sahip olmanın, biriktirmenin, ben olmasam da onlar kendi yollarına gitmeyecekler mi ve benden daha uzun yaşamayacak mı tüm nesneler?”

Cismince bir boşluk bırakıp ardında; yüzleri, soruları, tanıdık sokakları, parkları, köpekleri, kedileri, ağaçları hiç düşünmeden, işte tam o an, bir tek yitip gitmeyi seversin.

Bir türlü anlamlandıramayacaklar bilirsin; hiçbir yerde olmak istemediğini, her yerde olmak isterken sen. Anlatsan; arada bir, ufak tefek kaçamaklar yapmanı öğütleyecekler, tedirgin. Günlerine, haftalarına, yıllarına ipotek koyabilmek için, alışkanlığın güvenli sığınağına çekecekler seni…

Kimse tel örgülerden söz etmeyecek; onlarca yıl her sabah çalan saatten, aynı banyoda yüzlerce kez yıkanacağından, aynada her gün görmekten unutacağın yüzünün giderek silikleşeceğinden...

Sen söz etmeyeceksin; fazlaca yakınlığın dibe çeken bataklığından ve her yanını kesen sırça kırıklıklarından tüm temasların… Her çırpınışın kanattığından ve ancak ileri doğru kulaç atarsan kurtulacağından.

Gitmezsen, her gün biraz daha öleceğini, yavaş yavaş solacağını nefesinin, söylemeyeceksin.

Gidişin onların kaldıkları sebepleri anlamsızlaştırsa da, sen git!

- Çünkü mana arayan ancak kendisi bulur. Belki kendinde bulur. Git!

Gidersen prangalarıyla yüzleşirlermiş, sen git!

-Zincirlerinin şakırtısına kulaklarını tıkayanlar, inandırır kendini onların ziynet olduğuna, git!

Durulmaz olurmuş o şehirler, o meydanlar, o her yer. Olmasın, sen git!

-Donup kalmışlar ya kırılır ya erir… “Evde duran ölür” ** , git!

En çok seven en çok nefret edermiş, etsin, sen git!

-Hangi kuş kafese sevdalanır, hangi kafes bilir parmaklıklarını, git!

Bulanmadan, donmadan, durmadan, git!


Yaşamak çağırıyor, sarsıyor, kucaklıyor seni, git!

Hikâyeler biriktir, hikâye ol, git!

Bırakma zamana!

“zaman (ki), iki yer arasındaki en uzun mesafedir.”***

Haydi, tutun bir yerinden geçen trenin, koş!..

Hemen!

 

Pembe Akgün

2016-Çanakkale

Bukowski
** Çingene atasözü
*** Tennesee Williams


© [Fotoğraf] CC lisansı  The lonely walk, Vinoth Chandar

 
Bu kategoriden diğerleri (önceki-sonraki makaleler): « Gezi Keyfi / Macera Doğa Kar üzerindeki inanılmaz izler… »
Yorum eklemek için giriş yapın

E-Bülten Aboneliği

ÜYE GİRİŞİ

Güncel Etkinlikler

Etkinlik yok

res severa verum gaudium